15 Aralık 2008 Pazartesi

yemekteyis ( en fafori yarısma )






Bayramda tv ye takılanların en Fafori


( yarısmacı hasan beyın soylemı ıle) programı oldu yemekteyız.Gecmıs yarısmalardan secılmıs bı grup ınsanın tekrar yemek hazırlıkları bırbırı ıle kıl tuy tartısmaları.. Masaya atılan boncukların , kagıt pecetelerın, aygınlıkların baygınlıkların sergılendıgı .Aksam yemegı olmasına ragmen karanlık olmadan masaya oturuldugu ıllakı olmazsa olmaz mumların yakıldıgı :)


Bı şenlık masası bu.


Aslında eglenerek ızledım. Bı yarısmanın ınsanları nasıl bu kadar hırsa kaptrıdıgını bırbırıne nasıl acımasızca kırıcı elestırılerle ustelık aslı astarı olamayn normalde o yemegı tabagı ekmekle sıyıracak ıstahla yıyecegı halde


ay bunun tuzu az


tuzu coksa


ay bunun tuzu cok


armudun sapı mı var?


uzumun copu mu var ?


seklıne donusturulen bı boyut olusunu da hayretle ızledım..


Bu yarısmacıların her bırıne alısverıs ıcın 300 YTl verılıyor.. alısverıslerını yapıp kendılerıne verılen sure ıcınde yemeklerını yetıstırmeye masalarını en kral :)) seklıyle kurmaya ve mısafır agırlamaya calısıyor bundan puan alıyorlar .. Yarısma bunun ustune kurulu.


Gel gor kı yarısma o boyuttan cıkıp evın hıjyenı dolapların etajyerlerın ustundekı toz!


ev sahıbının kılosu:)


evındekı duzen


gozunun ustundekı kaşına kadar karısılması ,elestırılmesı boyutuna varıyor.


Burda onemlı olan psıkolojı ne acaba?


O, verılen ödulunun kazanılması mı?


Ben en ıyıyım!


en basarılıyım !


en guzel masa benım en guzel yemek benım!


ya da Şengınar hanımın dedıgı gıbı en ıyı evkadını benım!


yarısması mıdır henuz cozemedım


Liz Taylor hanım( sahra) yemegını begenmeyenler ıcın tabagını gosterıp


yıyenı de öperım yemeyenı de :) yaklasımı ıle yenı bısey kazandırdı ınsanlarımıza:)




Bu grubun ıcınde bı de keman virtiozu Nil hanım var kı .. bence evlere senlık


en son kıl cıktı masadan dıye kenara cekılıp kendını aglamak ıcın sıka zorlaya en sonunda gozunden yas gelmeden aglayarak:) kameraların en cok onu cekmesını sagladı.. kendısını de ayrıca kutlamak lazım bu ustun ! basarısından öturu..


neyse ne


sonucta


bunlar bızım ınsanlarımız ıcımızden bırılerı


hırsları, kucuk hesapları, sevınclerı, ıyınıyetlerı ( Naım bu sefer beyefendı ve ıyınıyet tımsalı ıdı )


ıle bızden bırılerı onlar..


ızlemek eglencelıydı


Ben tv de sadece belgesel ızlerım :))


havasını atanların da gızlıce ızledıklerını bılıyorum


Gelın bence durust olalım


ızledık:)


3 yorum:

PaNDoRa dedi ki...

izledim bende tatlım, ama inan ki hayretlere düştüm. ve asla o yarışmada yer alamayacağımı düşündüm bir de :))

öykü dedi ki...

Valla bende aynen öyle :) Öylesıne hırpalayıcı ,kırıcı ve haksız yaklasımlar var kı bırbırıne .. Bende aklımdan bıle gecırmem:)

cyrano dedi ki...

Tüm canlılar vaolabilmek,yaşamlarını sürdürebilmek için sürekli olarak çevreleri ile mücadele etmek ve yeri geldiğinde çatışmak zorundadırlar.
Her canlı organizma, yaşamsal önemde bir ihtiyacını tatmin etmek istediği zaman bir engelle karşılaştığında öncelikle büyük bir "sıkıntı",sonrasında bunun doğurduğu bir "gerginlik" ve en son olarakta bir "bozulma" olayı meydana gelmektedir.
İnsanlar bakımından da bu böyledir,çatışma gerek fizyolojik, gerekse sosyo psikolojik ihtiyaçların tatminine engel olan sıkıntıların meydana getirdiği gerginlik durumlarıdır.
Ne kadar eğitimli,kültürlü olursa olsun her insanda ruhunun bir kıyısında "çatışma yaratma" potanisyel vardır ve bu potansiyeli şartlar oluştuğunda sıkça aktive eder.
Çatışmanın temelinde bireyin çatıştığı kişiyi,grubu, düşünceyi veya olayı benimsememesi veya bu tür olguların bir kısmı ile çekişmesi yatar.
Strese cevap verme şeklide diyebileceğimiz çatışma sendromu çeşitli faktörler arasındaki kimyaya bağlıdır.
İlk faktör kişinin dışından gelişen "stres yaratıcı" etkilerdir. Kişinin çevresinde olanlar reaksiyonları başlatır. İkinci faktör kişinin içindedir, bu kişinin çevresinde olanları nasıl yorumladığıdır.
Genellikle çatışma ve rekabet kavramları eşanlamda kullanılır. Bu tanım tam yerinde olmasa da genellikle Rekabet çatışma ile sonuçlanır. Rekabet tarafların hedeflerinde bir zıtlık ifade eder ,öyle ki, hedefe ulaşma olasılığı bir taraf için arttıkça diğer taraf için azalır.
Dolayısı ile,rekabet kondüsyonu az olan ve hedefe ulaşma olasılığı azalan tarafın,içinde gittikçe kabaran "ilker dürtüler" ile, çevrede oluşan bazı stres yaratıcı/tetikleyici etmenlerinde etkisiyle çatışmalar yaratması kaçınılmaz olacaktır.
Eh,günümüze "Stres çağı" denildiğine göre,patlamaya her an hazır gezinen "insanın" uzak yakın çevresinde bu ilkel dürtülerinin pimini çekecek pek çok etken vardır.
Özellikle Sanayi Devrimi ile işlevlerinin büyük bir kısmını makinelere devreden insan, o dönemlerden bu yana içine girdiği girdaptan kendini kurtaramamaktadır. Böyle olunca da gittikçe vahşileşen açımasız iş dünyasında ve yaşam kalitesinde sürekli sorunlarla karşılaşmaktadır.
Son dönemlerde ise; küresel krizler,işsizlik yada yaşam kalitesine uymayan yeni iş ortamları, yönetimlerle çatışmalar,yapılan işlerin ruhunu tatmin etmeye nitelikleri,işe kendi yaratcılığını katamama,özerklik sağlayamama durumları,bunların eve,aileye,yakın çevreye taşınan argümanları çalışan insanda 'Burnout (tükenmişlik) Sendromu' denilen bir durumu ortaya çıkarmıştır.
Burnout, kısaca kişinin kendisine büyük hedefler koyup, daha sonra istediklerini elde edemeyip hayal kırıklığına uğrayarak, yorulduğunu ve enerjisinin tükendiğini hissetmesidir.
Diğer pek çok etken yanında, çağımız insanında çatışmaları tetikleyen unsurların en önde gelenlerin biriside bu" tükenmişlik" sendromudur.
Biliyorsunuz,özellikle ABD. üniversiteleri başta olmak üzere, çeşitli bilim yuvalarında sosyoloji,psikoloji bölümlerinde "çatışma, çatışma nedenleri, çatışma türleri,çatışma yönetimi,çatışma kontrolü" gibi segmentlerin incelendiği akademik kürsüler vardır ve bu konuda uzmanlar yetiştirilmektedir.
Yani konu bayaca bir yaygın sendromdur.
Öykü,yazında bahsettiğin yemek proğramı, ya da daha önceleri izlediğimiz gelin kaynana,pop star ve biri bizi gözetliyor tarzı tüm proğramlar "çatışma sendromu" üzerine inşaa edilerek, izleyicinin içindeki bu ilkel dürtüyü kullanıp reytingleri paraya tahvil etme kurnazlığıdır.
Üstelikte basit,özensiz, ucuz kurnazlık..
Yoksa bizim geleneksel misafirlik kültürümüzde "allah ne verdiyse yenir, hatta çiğ tavuk bile".....
Misafir veli nimettir bizde. Hiç ellemeyip her an hazır tuttuğumuz; misafirin odası, terliği, tabağı , çatalı kaşığı, bardağı,yatağı yorganı,havlusu bile ayrıdır evimizde.
Şekeri,çikolatası,likörü,kolanyası bile hazır bekler misafir odasındaki dolabımızda
Baştacıdır bizde misafir ve misafirde bunun bilincindedir.
Misafir perverliği ile evrensel ünü bulunan yaşam dünyamızda misafirler ve ev sahipleri arasında böyle bir absurt durum duydun gördünmü hiç?
Ama biz böyle saf oldukça, para kazanmak adına böylesi en özel milli kültürlerimide erozyona uğratılıyor işte,
ithal, çakma ve saçma proğramlarla..
Biz kuzu kaldıkça kurtlar çok bu dünyada.....