2 Aralık 2008 Salı

Sizi tekeline alanlar..




Bugun ona ugradıgmda suratı bir karıs asıktı.. Benı cok sever bılıyorum . Geldıgımı gordugunde genellıkle dısardan abartı gıbı dusunulmesı soz konusu olabılcek boyutta bı sevınc gosterısınde bulunur arkadasım.
Ama bugun bı tuhaf.. ne gordugune sevınmıs bı halı var. ne de en ufacık bı kıprtı .
İcerı gırdım hosgeldın dedı bana soguk bı tarzda
hosbuldum ?
Neyın var senın keyfın mı yok ?
Yoo yanı oyle durgunum..
Onun bu halını o kadar ıyı bılıyorum ki .. bu durgunum lafından sonra mutlaka Nedenlerın pespese gelecegınden de emındım..
Ama cok vaktım de yok kısacık bı ugradım..Ugramam geereken yerlerım var.. ve cok kalmaycagımı soyledım
Yuzu ıyıce asıldı..
ustune varmamı neden nıye boylesın dıye ısrar etmemı beklıyrodu bılıyorum..

o kadar ıyı tanıyorum kıı onu
bı cay ıctım.. ıcerken arada bana bakıyrodu farkındaydım..
sordum bekledıgı soruyu
neyın var neler oluyor boyle
neden soguksun

Ya öyku
sen neden haftasonu yıne elıf le bırlıkte cıktın neden bana haber vermedınız..
o son gunlerde senın sankı en ıyı arkadasın oldu gıbı gelıyor bana ( burda cıddı bı ıma , asabıyet ve dokundurma vardı )

Soyle bı baktım ona.. dusundum
neden bazı ınsanlar
arkadaslarının sadece ona aıt olmasını ıstıyor sahıplenme olayı asırıya varıyor ? neden bı baska arkadsınla da program yapabılcegını arada bı baskları ılede bıseyler paylasabılcegını kabul edemıyor.. neden herseyın ıcınde mutlaka kendısınınde olması gerektıgıne ınanıyor..
Bu oyle bı boyuta gelıyor kı..
senı resmen tekelıne alıyor bu kısıler ve ondan baskası ıle bı sınemaya mı gıttın.. yemege mı cıktın alısverıse mı gıttınız yandın..ondan sonra sana surat asmaya bazı ımalar yapmaya hak goruyor kendınde..
fazla vaktım yoktu .. ve sanırım gonlum de yoktu.. bu cocukca ılkokul tutumlarına cevap yetıstırmeye ...
ıcımden dedım kırıl sen boyle bu kadar sıg dusunuyorsan..
ılkokul ortaokul donemlerınde de vardı bu olay
o zamanlarda bı kac kız bırlıkte hareket edılır bahceye beraber tuvalete beraber sınfa beraber yapısık dolasıılırdı.. ve yıne boyle aralarına kımseyı almak ıstemezdı kızlar.. bırılerı gruplasmıssa dısındakılerin hepsı dıslanır. begenılmez.. horgorulurdu
oldum bıttım sevmedım bu olayı
ne o zaman ne de şımdı..
Arkadsımın yzune bı baktım ve dedım kı o kadar cok yetısecek ısım var kı.. Kusurma bakma olur mu cay ıcın tsk ederım.. gorusurz. Bu kadar sade ve anıden kalkısımı anlamadı..
Dusunurse anlar mı...
Sanmıyorum..
Kaybedersem uzulur muyum ..( bu sekılde devam ederse ) sanmıyorum..
İslerıme gerı dondum.


( BU konuda ozellıkle yorumları beklıyorum.. belkı de ben yanlısımdır. Boylesı bı durumda nasıl davranmak gerekıyor ? lutfen dusuncelerınızı yorum olarak paylasın )

9 yorum:

ALİŞ dedi ki...

Bu olay çok daha kalkıp gidilmesi kolay bir durum gibi geldi.Ben de yapışık yaşadığım, birbirimizi çok iyi anladığımızı düşündüğüm en yakın dostlarımın hayatından kalkıp gittim. Eğer böyle yapmasam, kendimi terk etmekten aciz hissedecektim.

Bizde genelde, anlama çabası hiç yok. Hep karşı tarafa anlatma çabası içindeyiz.

Bir kaç hafta önce, arkadaşlarımızdan birisi derste sunum yapıyordu. Murathan Mungan hakkında bir sunum ve ardından bir şiir okuyor. Arka sıralardan bir kız :Şiiri eline alırsan daha az dikkat dağıtıcı olur, diye seslendi. Ne demek istedi ben bilmiyorum; ama bu talebi bulunduğu arkadaşımızın büyük ihtimalle bir kolu yok, ya da protez, çünkü saklıyor. Zaten duygusal bir günümde olduğum için iyice doldu içim. Hani erkek adam olmasam dışarı çıkar ağlardım. Hoca'dan izin istedim ve çıktım.

Ağlamadım; ama, ne zaman o arkadaşın yüzündeki, duruşundaki duruluğu, iyiliği görsem ve yarı-engelli kolunu düşünsem, kötü oluyorum.

Bu noktada, ben de aynı hataya düşmemek için önce onu anlamaya çalışıyorum; ve O bunu bir eksik olarak görmüyor diyorum kendi kendime. Üzüldüğümü bilse üzülürdü benim adıma diyorum.

Filozof yanımsa rahat bırakmıyor. Yine de bir yanım acıyabiliyor ve öfkelenebiliyor.

Ellerin kolların bağlı olabildiği durumlar yaşadığımız bu hayatta, önce karşımızdakini anlamaya öncelik vermemiz çok önemli. Böylece ellerimiz kollarımız daha az bağlı olur, belki daha çok sarılırız birbirimize, bizi bağlayan sevgi olur.

Ve dostlar, dostları terk etmek zorunda da kalmaz kim bilir...

Sevgiler

xyz olsun dedi ki...

Sevgılı Alis
anlattıgın durum benı de uzdu.. Bırbırımıze karsı daha duyarlı olmalıyız aslında.. Ama ne yazık kı ınsanlar bunu bırbırıne esırgıyor..
benım olayımda ıse olmamsı gereken bısey vardı benı rahatsız eden..bazen bı arkadasın senden basbasa olmayı ve ozel bı durumunu acmayı ıstebılır dertlesmek ısteyebılır..Dıger arkdasınının buna bozulması neden cagrılmadım ben tutumunda olması
sankı bı klanmıs gıbı sureklı bırlıkte olmak durumunda olmanızı ıstemesı normal anlarda gozune batmasa hatta hos gelse bıle bu tur durumlarda cıddı anlamda kotu gelebılıyor bende bunu anlatmak ıstemıstım

sovalye_cyrano dedi ki...

Decrates "Kıskançlık, sahip olduklarını koruma isteğinden kaynaklanan bir tür korkudur." demiş yüzyıllar önce.

' kıskançlık' uzmanı, sosyal psikolog Rolf Haubl ise, "ruh dünyamızdaki terörist" diye nitelemiş kıskançlığı günümüze.
Hep ve her zaman varmıi demek ki bu duygu

İnsan bencil tutkulara kapılmaya yatkın bir varlıktır; her fırsatta kendini ön plana çıkarmaya, kendi menfaatlerini korumaya ve kendini herkesten çok sevmeye ve kendisi en çok sevmeye müsaittir.

Modern ruh biliminin süper ego,bencillik, kıskançlık üçlemesi içine aldığı, mistik dünyanın ise nefs olarak vurguladığı bu duygu, insan genetiğinde ki çürük çekirdeklerden birisidir ve en irisidir.

Erdeme giden yolda gerek modern bilim ve gerekse dinler dünyası,binlerce yıldır insanın bununla savaşmasını öğütler durur hep.

Zor bir savaştır bu,savaşı kazanabilenler vardır kaybedenlerde, ama gercek olan çoğunluğun böyle bir savaşın varlığından bile habersiz oluşudur.

' kıskançlık' uzmanı, sosyal psikolog Rolf Haubl içindeki çürük çekirdekten habersiz kıskançlık sendromuna yüzenler için sorulan
"Kıskançlık hasta eder mi?" sorusunu şöyle yanıtlamış:
Eğer sürekli olursa, evet. Kıskanç insan o zaman bir çeşit TÜNEL BAKIŞI bakışı edinir ve sadece karşısındakinin elde ettiği olumlu kazanımları görür ve karşısındakinin bunlara genellikle fedakârlıkla ve gayretle ulaşıldığını reddeder. Bu arada kendisinin hiç çaba göstermediğini de yok sayar ve bastırılmış öfkesi, hayatına hükmetmeye başlayan bir duyguya dönüşünce de kendisine sunulan fırsatları göremez hale gelir. Kendini sinsice zehirlemek olarak da nitelenebilir bu durum."

Yine sosyal psikolog Rolf Haubl

* Kıskançlığın sık rastlanan nedenleri nelerdir?
sorusuna:
Her şey kıskanılabilir, ama yavaş koşan birinin kıskandığı kişi, kendisinden kat be kat hızlı koşan sıra dışı hızlı bir sporcu değildir. Onu kıskanmaya kışkırtan kişi, biraz daha gayretli olan ya da kendisinden biraz daha fazla koşandır. Ve genelinde hiç tanımadığı kişileri değil, daha çok dostlarını, en yakınlarındakini kıskanırlar. Ama tüm bu kıskançlık nedenleri sorunun sadece bir yüzünü oluşturur. Temelde kıskanç insan bir başkasını, onun sahip olduğu farklı bir üçüncü kişiden aldığı hazdan dolayı kıskanır,onu farklı üçüncüye olan mesafesinden kıskanır.

* Demek ki sorun somut şu: Kıskanmak farklılıklardan kaynaklanmıyor, mesafelerden kaynaklanıyor..

Kıskançlık; buna yatkın bir insanda "üçüncünün" arkadaşına daha çok yakıştığını ve bu nedenle arkadaşının daha büyük bir tatmin içinde olduğunu, bu sebeple üçüncüye daha yakın durduğunu,kendisinin ise bu hazzı artık veremediğini düşündüğünden" boy gösteriyor.

Ama Öykü, cyrano olarak bence Kıskançlık, gerçekte insanın bir başkası için varsaydığı fiziksel durumlardan kaynaklanan bir duygu olmamalıdır ve zaten değildirde. Eğer herkes her şeye eşit mesafede sahip olsaydı bile, dünya üstünde kıskançlık yine de yok olmazdı.
Çünkü potansiyel olarak bu duygu genlerimizde var, kimimizde az kimimizde çok, ama var hepimizde..
Kaldı "eşit mesafe" bu evrenin en temel kuralına aykırıdır, bing bang patlamasından bugüne kadar geçen 14 milyar yılda
"değişmemeyen tek şey değişimin kendisidir."
O günden bugüne herşey değişmekte,gelişmektedir ve insan tamda bu değişimin merkezindedir. Bu nedenle, insan yaşamında sürekli değişen, güzelleşen, çeşnileşen şeyler vardır "arkadaşlık" bunların başında gelenidir. Çünkü insan sosyal bir varlıktır ve sosyal olduğu müddetçe gelişir. "Bal yiyen baldan usanır" misali ne kadar sevsede hep aynı arkadaş döngüsünde kalmak insanı sosyal yönden sıradanlaştırır, köreltir.
Yeni tadlar,yeni duygular,yeni öğrenilmişler ve yeni açılımlar için yeni arkadaşlıklar olmalıdır.
Hayatımızın bugüne kadar ki çocukluk, gençlik, yetişkinlik, olgunluk gibi her değişik evremizde, o günlerimizin ihtiyaçlarına göre bugün çoğunun adını bile hatırlamadığımız farklı arkadaşlarımız olmuştur vede yaşadığımız süredede olacaktır.

Kıskançlığın genlerde hep uyku halinde olduğu ve zaman zaman herkeste ruhsal bir atağa geçebileceği varsayımından hareketle, kıskançlık konusuna olabildiğince hoşgörülü ve ılımlı yaklaşmak gerekir diye düşünüyorum.
Her rastladığımız kıskanma hali klinik vaka olmayabilir,dostça terapilerle iyileştirilebilir diye düşünüyorum.

Kısacası uzlaşıdan yanayım,her şeyi karşılıklı konuşarak mantıklı bir yola oturtmak en uygunudur bence.

Üzülüp içimizde sorunlar biriktireceğize,gerilimler ve sorunlarla yüzleşmek en doğru olanıdır düye düşünüyorum. Arkadaşımız kıskançlığını önlenemez bir hezeyana çevirmeden, bunu onun tek başına çözemeyeceğini bilerek karşılıklı diyalogla orta yol bulunmaya çalışmak en doğru olanıdır.
Bu noktadan hareketle; arkadaşlar arasında çekinmeden birbirlerine duygu ve düşüncelerini açabileceği bir ortam yaratılmalı,doğru yanlış beraberce ayıklamalıdırlar.
Kıskanmanın sevginin bir yolu olmadığı, aksine sevgiyi gideren bir unsur olduğu ona anlatmalıdır. Arkadaşlardan birinin devamlı olarak diğerinden şüphe etmesi,onu izlemesi, her hareketinin ve sözünün altında başka bir anlam araması,sevgiyi tartıp ölçerek onu üçüncülerden kıskanması her iki taraf için de gerçekten zordur.

Elbette İnsanların biribirlerinin günlük hayatları ile ilgilenmeleri duydukları yakınlığın bir sembolüdür. Arkadaşlar elbette birbirlerine soru sorabilirler. Ama soruların asla sorgulama halini almaması ve insanları bunaltmaması gerektiği, İllâ gerçeği bulacağım diye hayatı kendimize ve arkadaşımıza zehir etmemiz gerektiği arkadaşımıza anlatılmalıdır. Kıskançlık duygularının kaynağı karşılıklı olarak araştırmalıdır. Sebeplerini kendi kendimize sıralamalıyız.

Hiç ön yüksünmeden haklı mı haksız mı olunduğuna, ya da bunda haklı haksız aranıp aranmıyacağına karar verilmelidir.
Ve yine hiç çekinmeden, kıskanç insanın çevresine rahatsızlık saçtığı kırmadan arkadaşımıza anlatılabilmelir, şayet gerçek arkadaşımızsa alınmıyacak anlayacaktır. Kızıyor kırılıyor küsüyorsa o zaren hiç bir zaman bizim arkadaşımız olmamaştır.

Arkadaşımız sırf bizi sevdiği için bir dedektif gibi düşünmek ve davranmak durumunda olamıyacağını, her zaman ruhumuza yapışamıyacağını, ruhumuzun özgür bir güvercin olduğunu, zaman zaman başka dallarada uçabileceğini anlamalı ve bizim yaşamımıza müdahil olamıyacağını bilmelidir.

Bu hesaplaşma kısa zamanda mutlaka yapılabilmelidir,çünkü bir sorunda uzak duruşlar, kuruntular,içten içe sorgulamalar önce kızgınlık, sonra kırgınlık daha sonrasında da geri dönüşümsüz küskünlükler yaratır.

Sunuç: En sevimsiz durumlarda bile iyi çözüm en kısa zamanda dialogtur,uzaklığın uzaklığında arkadaşlık erozyona uğramadan anlayan anlar,anlamayan yoluna devam eder...

PaNDoRa dedi ki...

Bu sıkıntıyı bende çok yaşıyorum canım yaa, hem gerçek hayatta hem de sanırım blog dünyasında. Son günlerde yaşadığım tuhaf şeylerin nedeni (sen de biliyorsun hani) buna benzer bir konu olabilir mi acaba?

PaNDoRa dedi ki...

Bir de bir de ben pink martini yi çok ama çok severim yaaa, bu da mı tesadüf. Ya da bu nasıl tesadüf :) Seni seviyorum hem de artık daha da çok, çünkü ben kendimi seviyorum bi defa ve sende bana o kadar çok benziyorsun ki o zaman seni daha da çok seviyorum. Tamam saçmaladım ve gidiyorum :))

sovalye_cyrano dedi ki...

Decrates "Kıskançlık, sahip olduklarını koruma isteğinden kaynaklanan bir tür korkudur." demiş yüzyıllar önce.

' kıskançlık' uzmanı, sosyal psikolog Rolf Haubl ise, "ruh dünyamızdaki terörist" diye nitelemiş kıskançlığı günümüzde.

Hep ve her zaman varmış demek ki bu duygu, her zamanda varolacağı gibi.

İnsan bencil tutkulara kapılmaya yatkın bir varlıktır; her fırsatta kendini ön plana çıkarmaya, kendi menfaatlerini korumaya ve kendini herkesten çok sevmeye ve kendisi en çok sevmeye müsaittir.

Modern ruh biliminin süper ego,bencillik, kıskançlık üçlemesi içine aldığı, mistik dünyanın ise nefs olarak vurguladığı bu duygu, insan genetiğinde ki çürük çekirdeklerden birisidir ve en irisidir.

Erdeme giden yolda gerek modern bilim ve gerekse dinler dünyası,binlerce yıldır insanın bununla savaşmasını öğütler durur hep.

Zor bir savaştır bu,savaşı kazanabilenler vardır kaybedenlerde, ama gercek olan "çoğunluğun böyle bir savaşın varlığından bile habersiz" oluşudur.

' kıskançlık' uzmanı, sosyal psikolog Rolf Haubl içindeki çürük çekirdekten habersiz kıskançlık sendromuna yüzenler için sorulan
"Kıskançlık hasta eder mi?" sorusunu şöyle yanıtlamış:
Eğer sürekli olursa, evet. Kıskanç insan o zaman bir çeşit TÜNEL BAKIŞI bakışı edinir ve sadece karşısındakinin elde ettiği olumlu kazanımları görür ve karşısındakinin bunlara genellikle fedakârlıkla ve gayretle ulaşıldığını reddeder. Bu arada kendisinin hiç çaba göstermediğini de yok sayar ve bastırılmış öfkesi, hayatına hükmetmeye başlayan bir duyguya dönüşünce de kendisine sunulan fırsatları göremez hale gelir. Kendini sinsice zehirlemek olarak da nitelenebilir bu durum."

Yine sosyal psikolog Rolf Haubl:

* Kıskançlığın sık rastlanan nedenleri nelerdir?
sorusuna:
Her şey kıskanılabilir, ama yavaş koşan birinin kıskandığı kişi, kendisinden kat be kat hızlı koşan sıra dışı hızlı bir sporcu değildir. Onu kıskanmaya kışkırtan kişi, biraz daha gayretli olan ya da kendisinden biraz daha fazla koşandır. Ve genelde hiç tanımadığı kişileri değil, daha çok dostlarını, en yakınlarındakini kıskanırlar.
Ama tüm bu kıskançlık nedenleri sorunun sadece bir yüzünü oluşturur. Temelde kıskanç insan bir arkadaşını, onun sahip olduğu farklı bir "üçüncü" kişiden aldığı hazdan dolayı kıskanır,onu farklı üçüncüye olan mesafesinden kıskanır.

* Demek ki somut sorun şu: Kıskanmak, farklı birisinin daha olmasından kaynaklanmıyor, onlara olan mesafelerden kaynaklanıyor..

Kıskançlık; bir insanda "üçüncü" birinin arkadaşına daha çok yakıştığı ve bu nedenle arkadaşının daha büyük bir tatmin içinde olduğu, bu sebeple arkadaşının üçüncüye daha yakın durduğunu sandığı,kendisinin ise bu hazzı artık veremediğini düşündüğü zamanlarda boy gösteriyor.

Ama Öykü, cyrano olarak bence Kıskançlık, gerçekte insanın bir başkası için varsaydığı mesafesel durumlardan kaynaklanan bir duygu olmamalıdır ve zaten değildir de. Eğer herkes her şeye eşit mesafede sahip olsaydı bile, dünya üstünde kıskançlık yine de yok olmazdı.
Çünkü potansiyel olarak bu duygu genlerimizde var, kimimizde az kimimizde çok, ama var hepimizde..
Kaldı "eşit mesafe" bu evrenin en temel kuralına aykırıdır, bing bang patlamasından bugüne kadar geçen 13,7 milyar yılda
"değişmemeyen tek şey değişimin kendisidir."
O günden bugüne herşey değişmekte,gelişmektedir ve insan tamda bu değişimin merkezindedir. Bu nedenle, insan yaşamında sürekli değişen, güzelleşen, çeşnileşen şeyler vardır "arkadaşlık" bunların başında gelenidir,çünkü insan sosyal bir varlıktır ve sosyal olduğu müddetçe gelişir.

"Bal yiyen baldan usanır" misali onları ne kadar sevsekte hep aynı arkadaş döngüsünde kalmak insanı sosyal yönden sıradanlaştırır, köreltir, en azında geliştirmez..

Aslında bu bir sevgi olayıda değildir,yeni tadlar,yeni duygular,yeni öğrenilmişler ve yeni açılımlar için yeni arkadaşlıklar edinme gereksinimidir.

Hayatımızın bugüne kadar ki; çocukluk, gençlik, yetişkinlik, olgunluk gibi her değişik evresinde, o günlerimizin ihtiyaçlarına göre bugün çoğunun adını bile hatırlamadığımız farklı arkadaşlarımız olmuştur ve de yaşadığımız sürede daha da olacaktır.
Klan, Emile Durkheim'in Genetik Sosyal Evrim sınıflandırmasında taş devrinde kalmış en ilkel oluşumdur ve üretmesini bilmeyen, doğada hazır bulduklarını tüketen ilk toplumlar olarak adlandırılmaktadır.
Eh aradan 14-15 bin yıl gecti ve dünya global oluşuma doğru gidiyor ve bizler küresel insan statüsüne uşalabilmek adına iletişimde olmak gelişmek, sosyalleşmek zorundayız.
Buda daha çok arkadaş, daha çok paylaşım ve daha çok bilgi demektir.

Kıskançlığın genlerimizde hep uyku halinde olduğu ve zaman zaman herkeste ruhsal bir atağa geçebileceği varsayımından hareketle, kıskançlık konusuna olabildiğince hoşgörülü ve ılımlı yaklaşmak gerekir diye düşünüyorum.
Her rastladığımız kıskanma hali klinik vaka olmayabilir,dostça terapilerle iyileştirilebilir diye düşünüyorum.

Kısacası ön koşul olarak uzlaşıdan yanayım,her şeyi karşılıklı konuşarak mantıklı bir yola oturtmak en uygunudur bence.

Üzülüp içimizde sorunlar biriktireceğimize,gerilimler ve sorunlarla yüzleşmek en doğru olanıdır düye düşünüyorum.

Arkadaşımız kıskançlığını önlenemez bir hezeyana çevirmeden, bunu onun tek başına çözemeyeceğini bilerek, karşılıklı medenice diyaloglarla bir orta yol bulunmaya çalışmak en doğru olandır diye düşünüyorum.

Bu düşünceden hareketle; böylesi bir durum yaşayan arkadaşlar kendi aralarında hiç çekinmeden biri birlerine duygu ve düşüncelerini açabilecekleri bir ortam yaratmalı,doğru /yanlışı beraberce ayıklamalıdırlar.

Kıskanmanın sevginin bir yolu olmadığı,aksine sevgiyi gideren bir unsur olduğu kıskanana anlatmalıdır.

Arkadaşlardan birisinin devamlı olarak diğerinden şüphe etmesi,onu izlemesi, her hareketinin ve sözünün altında başka bir anlam araması, sevgisini hassas terazilerde tartıp ölçerek onu "üçüncülerden" kıskanması her iki taraf için de gerçekten zordur.

Elbette İnsanların biribirlerinin günlük hayatları ile ilgilenmeleri duydukları yakınlığın bir sembolüdür. Arkadaşlar elbette birbirlerine soru sorabilirler. Ama soruların asla sorgulama halini almamıyacağı ve insanları bunaltmaması gerektiği, İllâ gerçeği bulacağım diye hayatı kendimize ve arkadaşımıza zehir etmememiz gerektiği arkadaşımıza lisan-ı münasiple anlatılmalıdır. Kıskançlık duygularının kaynağı karşılıklı olarak araştırılmalı, Sebepler beraberce irdelenmeli ve ödem oluşturmadan iyileştirme yapılmalıdır.

Hiç yüksünmeden haklı mı haksız mı olunduğuna, ya da bunda haklı haksız aranıp aranmıyacağına karar verilmelidir.

Ve yine hiç çekinmeden, kıskanç insanın çevresine rahatsızlık saçtığı kırmadan arkadaşımıza anlatılabilmelidir, şayet gerçek arkadaşımızsa alınmıyacak anlayacaktır. Kızıyor kırılıyor küsüyorsa o zaren hiç bir zaman bizim arkadaşımız olmamaştır.

Arkadaşımız sırf bizi sevdiği için bir dedektif gibi düşünmek ve davranmak durumunda olamıyacağını, her zaman ruhumuza yapışamıyacağını, ruhumuzun özgür bir güvercin olduğunu, zaman zaman başka dallarada uçabileceğini anlamalı ve bizim yaşamımıza müdahil olamıyacağını bilmelidir.

Bu hesaplaşma kısa zamanda mutlaka yapılabilmelidir,çünkü bir sorunda uzak duruşlar, kuruntular,içten içe sorgulamalar önce kızgınlık, sonra kırgınlık daha sonrasında da geri dönüşümsüz küskünlükler yaratır.

Sunuç: Cyrano derki:
1. Kıskançlık Ademle Havva'dan kalan en eski genetik hastalığımızdır.
2.Bir kısmımızda uyku halinde olsada zaman zaman bazılarımızda allerjik hal nükseder.
3. Kimi iyi huylu kimi habistir.
iyi huylu ise tedavi etmeli , habisse kesip atmalıdır.
4. En sevimsiz problemlerde bile iyi çözüm en kısa zamanda dialogtur,uzaklığın uzaklığında arkadaşlığimiz erozyona uğramadan oturup dialog yapmalıdır,anlayan anlar,anlamayan yoluna devam eder. ve hayatta sürer gider...

xyz olsun dedi ki...

Cyrano,
Yıne destekleyıcı yorumlarınızla konuya anlam katmıssınız cok tsk edıyorum sıze..

xyz olsun dedi ki...

Pandoracım:) sen hıc gıtme hep gel:)
bızımle bırlıkte ol ..
Yorumlarınla rengınle, sekerlıgınle:))

sevgılerımle.

YİĞİT ERTEM dedi ki...

Bazen bazı insanlar bir durak gibidir. Seninle bellirli bir yere kadar gelir ve daha sonra iner. Ne kadar da kabul etmek istemesekse te bu hayatın bir gerçeğidir. Ama hayat bu boşluğu hiç sevmez o giden arkadaşının yerine yeni birisini yoluna çıkartır.

Ama öle dostlar vardır ki onlar duraklara tabii olmazlar.